#birfincankahve Seza Yeğin

Bir Broadway müzikali “Erkek Arkadaşım” oyuncularından Seza Yeğin, tasarım disiplini ve konservatuvar eğitimini harmanlayarak yürüyen, yaratıcı bir isim. Devlet Tiyatrosu bünyesinde görev alan Seza, Sandy Wilson’ın yazdığı, Ebru Kara’nın yönettiği müzikalde ışıl ışıl çıkıyor karşımıza.

Kahve ile aranız nasıl?
Ritüelini seviyorum ben. Okuldayken bir projemiz çerçevesinde Türk kültürüne ait yiyecek ve içeceklerden yola çıkarak ambalaj tasarlamıştık. O zaman kahvenin tarihi, nereden geldiğini araştırma şansım olmuştu. Mevlevilerin yudumlayışından Türk kültürüne nasıl adapte oluşunu okumuştum. Onun haricinde de halkın geliştirdiği ritüeller var tabii… Kahvenin damakta bıraktığı tat değil, insanlarda bağımlılık yaratan ritüeller ilgimi çekiyor.

Kahve için tasarladınız…
Kendim de kahve içmeyi sevdiğim için konu ile ilgili tasarlama imkanım oldu. Evdeki kahveleri ben yaparım genelde ama taşımak hep dertlidir benim için çünkü taşırken içine bakmadan yürüyemem, sürekli dökerdim. Bunun için atölye dersinde zincir detaylı terazi tepsi tasarlamıştım. Sonra aynı prensibi geliştirip annem için “Sevgi terazisi” isimli tepsiyi tasarlamıştım. Bir de kahve falı ile ilgili kötü bir anım var. Eğlencesine fal bakarım. Meraklısıyımdır. Bir bayram günü, falda tabut gördüm. Normalde çıkmaması gereken bir yerde. Saçmalama, dediler. Halam baktı ve o da tabuta benzetti. İki gün sonra dedem vefat etti. Herkes “Seza bak falın çıktı” dedi. Sonrasında fala bakmam zaman aldı. Yeniden bakmaya başlamamı sağlayan şey yeni bakış açımdı. Bu bir eğlence unsuru, kaderi değiştiremiyorsun ve fal ile ilgisi yok. Eğlence olarak bakmaya niyet ettikten sonra problem yoktu. Bir ilkokul arkadaşımla kahve içerken “Fal bakarsan kapatacağım” dedi. Bakarım demiş bulundum. Kız bir anda heyecanlandı ve her şeyi ritüele göre yapmaya başladı, doğru şekilde kendine doğru çevirerek kapattı fincanı…vs. derken eline baktı yüzük yok, etrafa baktı bozuk para yok, saniyeler içinde oluyor bunlar, sonra da uzun kolyesini çıkarıp fincanın dibine bıraktı öylece. Dedim ki ritüeller bazen takıntı derecesinde önemli demek. Ve “Neyse Halin” fal fincanımı tasarladım.

Oyunculuk ile ilgili çalışmalarınızda tasarımcı olmanızdan bir iz yakalıyor musunuz?
Aksesuarlarım paralandığı zaman kendim yapıyorum. Bilekliğim koptu, içim rahat etmedi. Oturup gecenin bir vakti kendi bilekliğimi yaptım. Malzemenin esnek olanı mı daha iyi olur yoksa çelik tel mi arada kaldığım oluyor mesela. Sonra kuliste kullanırken “tüh esnek malzeme daha kolay takılırmış bu kısa sürede” deyip sinir oluyorum. Ya da bir sahnede kullanılacak yelpazenin malzemesini anlamak için gidip elimle “tık tık tık” bakıyorum. Mesleki deformasyon… Sahnede kadehler kullanılıyor mesela. İki tanesi cam, geri kalan plastik. Gözümle yakalıyorum. Turneye gittiğimizde yemek yediğimiz masanın detayı daha önce görmediğim bir detaydı mesela, ben onu anlayana kadar inceliyorum, o sırada herkes yemeğini yemiş oluyor. Bir de konservatuvarda sahne derslerimizde de bu böyleydi, o sahnenin ihtiyaç duyacağı tüm aksesuarları, rol kişisinin giyeceği kostümü….vs. düşünüp mock up mantığında tasarlayıp uyguladığımda o sahnede kendimi daha iyi sahneye daha ait hissediyorum. Wednesday karakterini canlandırmak için resmen çalışan yay ok sistemi yaptım. Bu normalde yanlış. Duygu içten çıkmalı rol kişisine dair. Ama ben korkunç derecede dıştan besleniyorum ve bunun görsel zekamızla alakalı olduğunu düşünüyorum. Şu sıralar tiyatro tarafı ağır basıyor elbette. En fazla Afiş tasarlayabiliyorum etkinlikler için 🙂

Bir cevap yazın