#birfincankahve Itır Erhart

Koşmadan önce de koştuktan sonra da kahvesini mutlaka yudumlayan bir isim Itır Erhart. Adım Adım’ın kurucularından. Onun gibi iyi insanlar çoğaldıkça hayatımız daha yaşanabilir.

Türkiye’de gönüllülük alanında yaratıcı oluşum Adım Adım, bugün 10.000 koşucu ile STK’lara bağış toplamaya devam ediyor. Bunu yaparken, STK’ların finansal konularda hesap verebilir olmalarının ne kadar önemli olduğunu tüm taraflara hatırlatıyor. STK tarafını objektif tanımamız için yeni bir platform Açık Açık, her birimiz için bilgi kaynağı olacak. Bağış yapmak isteyeceğimiz STK hakkında detaylı bilgi toplayıp gönlümüz rahat destek olacağız.

Biz ona hem röportaj için hem de gönüllülüğe bizi dahil edecek ortamı hazırladığı için teşekkür ediyoruz.

#birfincankahve bahanemiz olsun, kahve ile aranız nasıl?

Ne kadar erken koşacak olsam da bir kahvemi içip bir iki lokma yer koşarım. Koşu sonrası kahve de çok iyi gelir. O da harikadır. Koşmadan da koştuktan sonra da içerim. Sumatra çok severim, Türk Kahvesi de içerim. Sade içerim. Arada espresso içerim. Öyle ya da böyle kahvesiz çıkmam. Kahveye alıştığınız zaman ayılmakta zorlanıyorsunuz.

Adım Adım, STK’ların hesap verilebilirliği ile ilgili müthiş bir aracı güç. Para ile ilgilenmemeniz çok güzel. Peki, kazan kazan dengesi nasıl söz konusu oluyor?

Kesinlikle öyle. Türkiye’de sivil toplum üstünden bağış yapma çok düşük. İlk günden beri çok merak ediyoruz. Adım Adım’a başlamadan saha anketleri yaptık ve güven ilişkisinde eksiklikler olduğunu fark ettik. Göndereceğim paranın nerede kullanılacağından emin değilim, genel müdür kişisel harcamasına da kullanabilir gibi yanıtlar aldık. İlk günden beri hesap verilebilirlik üstünde çok durduk. Biz hiç paraya değmedik. Destek olunan tüm STK’ların bağış aldıkları bedel ile ne yaptıklarını kuruşu kuruşuna bilgilendirmelerini istedik. Bu bir yandan bağışçıları, bir yandan da STK’nın kendini belirli bir standarda getirmesine zorladı. Finansallarınız mutlaka internet sitenizde yayınlanmalı, dedik. Hiç düşünmediğini belirtti mesela. Biz ona, kamunun bu bilgiyi edinmeye hakkı olduğunu, bireylerden para topluyorsanız, nereye gittiğini bilmelerinin hakkı olduğunu ve orada göstermesi gerektiğini söyledik. Bir sonraki adımımız da o alında. Açık Açık diye bir
hareket başlatacağız. Bu bir web platformu, tüm STK’ların paylaşılan datalarını göreceksiniz. Şeffaflığı yaymak üzere bir hareket. Adım Adım deneyimlerinden yola çıkarak, bu yöne ilerlemek istiyoruz. Bence çok önemli.

Hangi STK’ya destek verileceği nasıl belirleniyor?

Biz koşucularımıza soruyoruz: 100 TL parayı nereye verirsin? 10 L sağlık, 20 L eğitim gibi bir data topluyoruz. Sonra STK önermelerini istiyoruz. Sonra STK’larla görüşmeler başlıyor. STK’lar başvuru yapıyor; bu başvurular finansal hesap verebilmeleri, sürdürülebilirlik…vb. başlıklardaki kriterlerde, bağımsız jüri tarafından değerlendiriliyor ve karar veriliyor. Şu anda bunu yapmamaya karar verdik. Bizim İyilik Peşinde Koş(İPK) adında bir web platformu var. Oraya kriterleri sağlayan ve kendisi yavaş yavaş koşmaya başlamış STK’ları almaya başladık. Mart’ta Antalya maratonunda 5-6 STK daha eklenecek. Bu zamana kadar 8 STK’yı destekledik, 35’ten fazlasına da danışmanlık veriyorduk. Yıllardır çok iyi yürüten STK’yı bir araya getirip herkesin bu aracı kullanarak, kendileri için fark yaratarak kaynak oluştursun istiyoruz.

Yurt dışında da maratonlara katılan koşucularınız var… Yakında bir koşu var mı?

Bizim ekip olarak katıldığımız 2 büyük yarış var;: İstanbul ve Antalya Maratonu. Lojistik tarafları kolay, organize olmak kolay. Onun dışında triatlonlara giden koşucular var, New York veya Chicago’da koşup bağış toplayanlar var. Mesela biz Bilgi…. ekibi, Likya Yolu Ultra Maratonu’nda bağış topladık. Uzun bir koşuydu, 4 günlük bir yarıştı. Bir süre sonra bunu da esnek hale getirmeye çalışacağız. Web platformuna gireceksiniz, kim için koşacağım; Koruncuk, hangi yarışta; Likya Yolu ya da Londra Maratonu gibi yarışı da kendimiz seçebileceğiz. Böylece hayatımız daha da kolaylaşacak.

Şirketler için iç iletişimi kuvvetlendirici çok iyi bir amaç var ortada…

100’ün üstünde şirket takımı var. Onlar birlikte bir amaç için koştuklarında, sonuç harika oluyor. Birbirini hiç tanımayan insanlar, farklı departmanlardan, mavi yaka ve beyaz yaka beraber bir amaç için antrenman yapıyor ve koşuyorlar. Faydasını da görüyorlar. Bir yandan sivil topluma destek veriyorlar, bir yandan da bir şeyi başarmak, koşuculara iyi geliyor.

Gönüllü olarak gerçekleşiyor, istikrar nasıl sağlanıyor?

Her şirkette koşucular ile iletişim kuran, konuyu takip eden bir kişi, bizim bağlantımız oluyor. O olmazsa olmuyor. Bizlerin gidip şirkette ‘haydi koşun’ dememiz mümkün değil. Çoğu zaman, önceden de koşucu olan ya da koşmayı seven biri, şirket takımını yönlendiriyor. Biz onları takım kaptanı gibi görüyoruz. Biz iletişimizi daha çok kaptanlarla kuruyoruz. Bir şirkette 50 koşucu varsa biz tek tek koşuculara değil, kaptanlara ulaşıyoruz. ‘‘Kampanya başlıyor, sen de koşuculara mesaj gönder’’, diyerek kaptana bilgi veriyoruz. Kaptanlar üzerinden ilerliyoruz. Şirkette birinin bu konuyu alıp götürmesi gerekiyor.

Koşmak pek de kolay değil…

Yavaş yavaş. Çaylaklar grubu var bizde. Genelde şirketlerle gelenler önce bu gruba dahil oluyorlar. Orada yürü-koş, yavaş yavaş ilerliyorlar. Kendini çok ilerletip koşanlar oluyor ya da 10 km yürü-koş da yapabiliyor. Herkesin çok iyi koşucu olmasına da gerek yok bence.

Hem bir akademisyen, hem bir anne ve sosyal amaç için emek veren birisiniz. Birbirini nasıl destekliyor?
Aslında üniversite ile sivil toplum çok iç içe. Burada çalışan birçok arkadaşımın bir şekilde bir ayağı da sivil toplumda. Bizim yaptığımız işler ile birebir örtüşüyor. Biz koşuyoruz, oda arkadaşım Aylin Hoca koşuyor. Okuldan birçok kişi koşuyor, öğrencilere de örnek oluyorsunuz. Öğrenciler de bir süre sonra koşabilirim, bir proje için farkındalık yaratabilirim diyor. Öğrencilere de bu yaştan sorular sormaya yönlendirmek, bir yerden sivil topluma değmelerinde beraber ilerlemek için çok güzel. Burada, Bilgi Üniversitesi’nin kendi takımı da var. Koşan hem öğrencilerimiz hem de hocalarımız var.

Zaman açısından biraz sıkıntı olabiliyor. Özellikle de kızım açısından o şikayetçi olabiliyor. Ya iştesiniz ya da Adım Adım ile ilgili bir şey yapıyorsunuz, bir yerde konuşuyorsunuz. O da merak ediyor, koşu ayakkabısını görünce bile tepki veriyordu. ‘Yine mi’ diyordu.

Kızınız da koşucu mu?

O çok koşmuyor. Adım Adım benim ilk günden beri göz bebeğim. Arkadaşlarımızla büyüttüğümüz bir proje. Onu kıskanıyor. Birkaç yerde ‘‘Adım Adım da benim çocuğum sayılır, o da benim ikinci çocuğum’’ dedim. Bir noktada, ‘‘Ölsün artık Adım Adım, çok yaşamış’’ dedi. Adım Adım için pasta kestiğimizde, ‘‘Neden kesiyoruz, Adım Adım insan mı ki’’ diye soruyor mesela.

Dengeyi sağlamak için ne yapıyorsunuz?

Aslında yaptığım işlere onu dahil etmeye çalışıyorum. Koşulara, seyahatlere… Onun hayatına da ne kadar değer kattığını anlatmaya çalışıyorum. Van’a, Mardin’e gidiyoruz, o da geliyor. Bir yandan da  TEGV, AÇEV ile çalışıyoruz. Bütün aktivitelere katılıyor, koşulara geliyor. Bir yandan da onu çok beslediğini düşünüyorum. Bir yanda da o rekabet duygusu var elbette. Sokakta yaşayanlar için çorba dağıtılan bir etkinliğe gittiğimizde nasıl sokakta yaşamak zorunda olurlar, ben onlar için ne geliştirebilirim sorusunu kendine soruyor tabi.

Size dışarıdan bakan bir çift göz olarak, bu çalışmaların esnek bir perspektif kazandırdığını yorumluyorum. Yaşamdaki sınırlar esnedi diyebilir miyiz?

İnsanın kendine bunu söylemesi zor. Siz bir ayağı sivil toplumda olan insanlar biraz daha farklı bir bakış açısı kazanabiliyorsunuz. Onu da yaptığınız işlerde, verdiğiniz derslerde yansıtıyorsunuz. İnsan Hakları ve Medya dersim var. O derste mutlaka teorik elbette anlatılıyor. Bir yandan da medya temsillerinin mağduru olan arkadaşlarımı çağırıyorum. Yani sizin iki şapkalı yanınız, dersi verme biçiminize, dersi nasıl yöneteceğinize yansıyor.

Bir cevap yazın