Heyecanlı, zorlukları seven, enerji dolu ve işbirlikçi bir girişimci; İley Özerlat-Gündüz. Bir asırdır Türk kahvesine emek veren bir ailenin üyesi. Aileden gelen alışkanlıkları ve bilgi birikimiyle, Türk kahvesini Londra merkezli Avrupya’ya yola çıkarmış durumda. Türk kahvesinin dünyada tanıtılmasına ve hakettiği değeri görmesine katkı sağlamak üzere adanmışlıkla çalışan Özerlat ile aile işlerini büyütmek için yaptıklarını kendi ağzından dinledik. Tabiki, bir fincan da kahve içtik.

Kıbrıs’tan Londra’ya yolculuğunuz nasıl şekillendi?

Lise eğitimimin sonuna kadar Kıbrıs’taydım. Aynı zamanda Amerika’da eğitim burslarına başvurdum. Kazandım ve 16 yaşımı doldurunca yola çıktım. Amerika’nın Minnesota eyaletine, +20 dereceden -20 dereceye gittim. Hem iklim hem kültür şoku oldu. Orada 4 sene yaşadım. Kıbrıs dışında bir tek Türkiye’ye gitmiştim daha önce. Dünyanın dört bir yanından iyi arkadaşlar edindim.

Uluslararası ilişkiler okumak üzere gittim, ancak sonrasında sevdiğim bir şeyi yapmak için biyoloji dersi aldım. Konuya ilgimi farkedince de biyolojiye geçiş yaptım. Son senemde eşimin üniversite eğitimini yaptığı Virginia’ya gittim. Sonrasında Avrupa’yı merak ettim ve doktora eğitimim için İngiltere’yi seçtim. Eşim de iş başvurularını Londra merkezli yapınca... Yolumuz Avrupa’ya çevrildi. Doktora eğitimimi meme kanseri üstüne Imperial College’da gerçekleştirdim.

Doktora 2008’de bitti. Akademisyen olmak istemediğime karar verdim, ancak bilimi sevdim. Tezimi yazarken başladı yazma motivasyonum. Alternatif bir iş arayışına girdim. Nature Publishing Group’da editör olarak çalışmaya başladım. Dört sene sürdü editörlük sürecim. Farklı bir tecrübe oldu. Eğitim aldığım konu ile yaratıcı bir disiplini kesiştirmeyi başardım. Tedavi şekilleri konusunda uzmanlar ile birlikte çalıştım. Her yazıda emek verdiğim bir alana fayda sağladığımı hissettim. Bir süre sonra da yeni arayışlar başladı. 

Kurumsal işten, girişimciliğe geçiş nasıl oldu?

Editör olarak çalışırken boş zamanlarımda ne yapabilirim diye düşünüyordum. Aile işimiz ilk aklıma gelen iş kolu oldu. Büyük dedemizden gelen bir kahvecilik geçmişimiz var. Büyük dedem Kıbrıs’ta kahveye emek veren ilk kişilerden. Kahvenin hikayesini biliyorsunuz, 1500’lerden itibaren Yemen’den yola çıkan kahve Osmanlı zamanın’da ülke sınırına giriyor. O zaman Kıbrıs’ta insanlar çiğ çekirdek olarak alınan kahveyi, evde tavalarda ateş üstünde kavrup el değirmeninde öğütüyor ve pişiriyor. Uğraştırıcı olduğu kesin. Dedem girişimci bir kişiydi. Neden öğütüp hazır hale getirmeyeyim ki sorusuna yanıt olarak evinin altına bir dükkan açtı. Odun ateşinde kavurduğu kahve çekirdeğini dibekte öğüttü. Kağıttan yaptığı külahlara yerleştirerek, iple bağlayıp sattı.

Nesilden nesile aktarılırken…

1932 yılında bir sonraki nesil işi devraldı. Babamın babası Kıbrıs’a elektrikli kavurma makinesini getiren ilk kişiydi. Elektrikle kavurma işi hızlandırdığı için yeni değirmenler alarak işi büyüttü. Ardından Hasan Derviş Özerlat Kurukahve markasının tescilini aldı. Dedem 54 yaşındayken, oğlu(babam) henüz 14 yaşındayken vefat etti. Babam, lise eğitimini tamamlayana kadar, geçici olarak işi devralan babanneme yardımcı oldu. Lisenin ardından Üniversite eğitimi için İstanbul’a geldi babam ve eğitimini tamamlar tamamlamaz, Kıbrıs’a döndü ve tam anlamıyla işi sahiplendi. Aynı yıl içinde annemle evlendi ve annem de işe destek vermeye başladı.

Kahvenin içine doğan çocuklar olarak sizin de bağımsız bir iş yapmanız mümkün olamazdı heralde?

Kardeşler olarak çocukluğumuzdan beri annem ve babama destek olduk. Benim için ise kariyerimi yönlendirmem çok şaşırtmadı beni. Aile işimiz her zaman girmeyi istediğim bir çalışma alanıydı. Doğru zamanı beklemek gerekiyordu. Eşimin de desteği ile süreç hızlandı ve adım attık.

Londra’da Türk Kahvesi satmaya başladınız…

2013 yılı sonunda ilk ithalatı gerçekleştirdik. Hiçbir değişiklik yapmadan, orijinal kahvemizi, Kıbrıs’tan geldiği gibi kolay hedef pazar olduğundan etnik marketlere ulaştırdık. İlk başta Türk marketleri, Türk restoranları hedefimizdi. Özellikle Kıbrıs’tan gelen çok kişi var İngiltere’de. Markayı da tanıdıkları için iletişim daha kolay oldu. Sonrasında Londra’daki kahve sektörünün genişlemesi ve insanların değişik kahve çeşitlerine olan artan ilgisini gördükten sonra hedef pazarı genişletmek istedik. Bunun için de kahve tadım noktaları kurguladık. Yaptığımız market araştırmalarında farkettik ki bizim kahvelerimizin tadını sadece Türkler ve Türk kahvesini bilenler değil, güzel ve özellikli kahve sevenler de beğeniyor. Bir yandan da İstanbul’u ziyaret edip Türk Kahvesini tatmış çok insan var bu kentte. Deneyimleri hem iyi hem kötü, çünkü damaklarında olumlu ya da olumsuz bir lezzet kalmış durumda. Telvesi ile içmiş oluveriyor mesela daha önce, veya kahve kalın öğünmüşse kahve parçalarıni hissediyorlar ki bu hoş bir tat vermiyor... Haliyle damağında acımsı bir tat kalmış durumda ve yenisini denemek dahi istemiyor. Farkettik ki kaliteli bir kahve sunarsanız, doğru pişirirseniz ve özelliklerini tanıtırsanız, anlatırsanız, kullanıcı dinliyor ve denemek istiyor. İkna edebildiklerimiz deniyor ve beğeniyor.

Espresso sevene Türk Kahvesi tavsiye etmek…

Biz 1 asırdır Türk kahvesi kavurup öğütüyoruz, büyük dededen gelen alışkanlıklar ve yöntemler var. Sektör içinde olduğum için karşılaştırabiliyorum. Tercih edilmemizin sebepleri farklı farklı… Kahvelerimizin daha yumuşak tatta olduğunu söylüyorlar ya da farklı karışımlar denemekte cesuruz, bu da yenlikçi tatlar ortaya koyuyor. Bu da bizi ayrıştırıyor. Türk kahvesine odaklanmak ve değerimizi görünür kılmak adına diğer kahve türlerini İngiltere pazarı için şu an için eledik. Kıbrıs’ta diğer kahve türlerinde üretimimiz devam ediyor elbette.

Hedef pazarın alışkanlıklarını değiştirmek kolay olmasa gerek...

2015 yılında Avrupa pazarına yönelik iletişimin etkisini kuvvetlendirmek için bazı çalışmalar yaptık. Farklı bir şirket olarak çalışıyoruz; logomuz, web sitemiz, kahve karışımlarımız ve ambalajlarımız değişti. İngiltere pazarının alıştığı tatta kahve karışımları hazırladık; daha yumuşak bir tat hazırladık Heritage gibi ya da espresso ile Türk kahvesi arasında bir lezzet olan Mozaik gibi. Yolun başındayız. Emek veriyoruz.

Elektrikli cihazlar pişirmeyi kolaylaştırıyor. Sizin görüşünüz nedir?

Restoran sektörüne ulaşmak için Arzum’un elektrikli cezveleri yardımcı oluyor. Pişirmeyi hızlandırdıkları için bu cezveler Türk kahvesi servis etmelerini teşvik ediyor. Kendi tanıtımlarımızda elimizden geldiği kadar bakır cezveler kullanıyoruz, esas pişirme şeklini öğretmek istiyoruz. Fakat bu zaman alacak, çünkü insanlar vakit alıcı bir yöntem olarak görüyorlar. Tanıtım alanlarımızda etkileşim sunan bir öneri sunuyoruz. Bu konuda Soy Türkiye firması ile çalışıyoruz. 100% elde dovme bakır cezvelerini kullanıyoruz. Bazen ilgi duyan birileri olursa işin mutfağına davet edip onlara da pişirtiyoruz. Minik ocaklarda masa üstü standlarda cezvede pişiriyoruz, lezzeti de yöntemi de hoşlarına gidiyor. Ancak, bu tür kullanımı daha fazla özel günlerde pişirilebilir olarak görüyorlar, henüz günlük hayatlarında bu kahveyi tüketebileceklerini benimseyemiyorlar. Sevindirici olan son zamanlarda açılan kahve dükkanları sayesinde yeni pişirme yöntemlerine ilgi duyan insan sayısının giderek artması. Aeropress, Chemex gibi pişirme yöntemlerinin yanında hızlı bile kalıyor Türk Kahvesi.    

 

 

Yorumlar (0  Yorum)

Yorumunuzu Ekleyin

İlk yorumu siz yapın!